
İnşaat Sektöründe Kullanılan Malzemelerin Artı ve Eksi Yönleri
-
Kullanım Alanları
-
Geniş kolonlara ihtiyaç duymadığı için çelik, yapıda geniş kullanım alanı sağlıyor.
-
Çelik betona göre daha hafif.
-
200m² lik bir dairede beton ağırlığı 310 ton ancak aynı ev çelikten yapıldığında ağırlık 15 tonda kalıyor.
-
Betondan yapılan bir bina en fazla 100m uzunluğunda oluyor. Bu nedenle gökdelen tipi yapılarda tercih çelik.
-
Ahşap emniyet gerilimleri düşük olduğundan yalnızca az katlı yapılarda kullanılabiliyor.
-
Dayanıklılık
-
Çelik binalar yangında 60 dakikada çökerken, bu süre betonarmede 90, ahşapta ise 130 dakikaya kadar çıkıyor.
-
Ahşap hafif ama dayanıksız. Sıcakta çeken ve rutubetli havada şişen ahşap sürekli bakım istiyor.
-
Çelik depreme karşı dayanıklı. Kütle ağırlığı düşük olduğu için, deprem kuvvetlerini azaltıcı etki yaratıyor.
-
Betonarme binaların yapımı kolay olsa da, kütle ağırlığı fazla olduğundan deprem kuvvetlerini arttırıcı etki yaratıyor.
-
Maliyet
-
Çelik yapıda maliyet daha yüksek. Betonarme binalarda 60000 ytl olan bir maliyet, ahşap binalarda 85000 ytl, çelik binalarda ise 100000 ytl’ye çıkabiliyor.
-
Tamiratı ve ek yapımı kolay olan çelik yapılar söküldüğünde, malzeme ahşapta olduğu gibi yeniden kullanılabiliyor.
-
Hızlı imal edilebilen ahşap binalar sökülerek, farklı bir alanda yeniden kullanılabiliyor.
-
Rutubet ve ses izolasyonu zayıf olan beton binalarda ek ilave yapılması maliyeti diğer yapılara oranla arttırıyor.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Ekosistemler: Göl, koruluk, sazlık, park, okul, evler...
Göreviniz: Çevre kirliliği yaşanan/ yaşanabilecek ekosistemlerin tespit etmek ve bu ekosistemlerin kirlilikten kurtarılmasını sağlayabilecek bir çözüm üretmek.
Kullanabileceğiniz Araçlar: Maketinizde/maketlerinizde göstereceğiniz ekosistemler, kirlilik ya da kirlilik çözümleri ile ilgili çevrenizden temin edebileceğiniz her türlü malzemeyi kullanabilirsiniz.
Bu görevi ve çözümünü açıklayabilmek için aşağıda verilmiş görevleri zamanında yapmanız, ödevinizi hazırlamanız açısından size kolaylık sağlayacaktır.
1. İlk olarak belediye sınırları içinde bulunan ekosistemlerden en az dört tanesini seçiniz.
2. Seçtiğiniz ekosistemlerin kirlenmemiş halini temsil eden maketini, temin edeceğiniz malzemelerle oluşturunuz. Maketi oluştururken büyük bir karton parçasını zemin olarak kullanabilirsiniz.
3. Bu ekosistemlerin hangi nedenlerle kirleneceğini düşününüz.
4. Belirlediğiniz nedenler den ekosistemlerinizde meydana gelebilecek kirliliği ya ilk maketinizin üzerinde ya da ilk maketinize benzer bir maket üzerinde gösteriniz.
5. Maketinize/maketlerinize konuyla ilgili bir isim veriniz.
6. Ekosistemlerinizde oluşan çevre kirliliklerinin temizliği ve önemi için çözüm önerilerinizi belirttiğiniz bir yazı yazınız ( en fazla iki sayfa )
7. Yaptığınız çalışmaları öğretmeninizin belirlediği bir tarihte sınıfınıza getirerek arkadaşlarınıza anlatınız.
8. Maketiniz/maketleriniz öğretmeniniz tarafından dereceli puanlama anahtarı ile değerlendirilecektir.
ÖDEVİN HAZIRLANIŞI:Çevre tüm canlıların yaşamında önemli bir rol oynamaktadır. Nüfusun artışı, kentleşme, sanayileşme gibi faktörler çevre kirliliğinin artmasına önemli katkılarda bulunmaktadır. Çevre sorunları özellikle geçen yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünya gündemini işgal eden en önemli sorunlardan biri olmuştur. Kuşkusuz bu çevre sorunlarının daha önce var olmadığı anlamına gelmemektedir. Nüfusun artışı, kentleşme ve sanayileşmenin hızlanması gibi faktörler dolayısıyla çevreye bırakılan atıkların gerek miktarı gerekse türlerinde artış olmuştur. Çevre kirliliği başlıca hava kirliliği, su kirliliği, toprak kirliliği ve gürültü kirliliği olarak karşımıza çıkmaktadır.
Çevre sorunlarının artması çevre kirliliğinin boyutlarını katı atık kirliliği olarak şekillenen yerel kirlilikten, asit yağmurları olarak şekillenen bölgesel kirliliğe ve küresel ısınma ve ozon tabakasının delinmesi olarak ortaya çıkan küresel kirlenmeye genişletmiştir.
Çevre sorunlarının insanlar ve diğer canlılar üzerindeki ciddi tehditleri (çeşitli önemli hastalıklara sebep olması ve bu hastalıkların bazen ölümlerle sonuçlanması) her geçen gün daha da artmaktadır. Çevre kirliliğinin canlılar üzerinde meydana getirdiği hastalıklar çeşitlidir. Bu hastalıkların belli başlıları arasında astım, kronik bronşit gibi çeşitli solunum yolu hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları, böbrek rahatsızlıkları, çeşitli kanser vakaları, çeşitli göz hastalıkları, kolera gibi çeşitli bulaşıcı hastalıklar, işitme bozuklukları, saldırgan davranışlar, stres, bitki ve ağaç dokuları üzerinde olumsuz etkiler sayılabilir. Bu hastalıklar çoğu zaman insanlar, bitkiler ve hayvanlarda ölümle sonuçlanan vakalara yol açmaktadır.
Çevre kirliliğin zararlı etkileri sadece canlı varlıklarla ibaret değildir. Zararlı etkiler cansız varlıklar üzerinde de kendini göstermektedir. Çevre kirliliği hava kirliliğinde olduğu gibi binalar, araç ve malzemeler üzerinde de olumsuz etkiler meydana getirmektedir.
Çevre kirliliğinin boyutlarının ve zararlı etkilerinin artması kalkınma ve büyüme çabalarında çevre konusuna olan duyarlılığı artırmıştır. Bu çabalar özellikle gelecek nesillerin ihtiyaçlarını tehlikeye düşürmeden bugünkü neslin ihtiyaçlarını karşılamak olarak ifade edilen “sürdürülebilir kalkınma” kavramının gerek ulusal ve gerekse uluslararası boyutta önem kazanmasına neden olmuştur. Bu ise kalkınma ve büyüme çabalarında doğa ve çevrenin azami ölçüde korunmasına yönelik titizlik göstermek gerektiğinin ne kadar önemli olacağını ortaya koymuştur .
Çevre sorunlarının ciddi boyutları gerekli önlemlerin alınması gerektiğini ve gerekli önlemler alınmazsa sorunun boyutlarının da daha da artmaya devam edeceğini ortaya koymaktadır.
Endüstrileşme çabalarının sonucu gerek ağaç gibi kendini yenileyebilir ve gerekse çeşitli madenler gibi kendini yenileyemez enerji kaynakları üzerinde ciddi boyutlarda bir baskı vardır.
Ağaç ve bitki dokusunda tahribat artmakta, bunun sonucu ormanlar ve bitki türleri gittikçe azalmaktadır Erozyon artmaktadır. Çölleşme gittikçe artmaktadır.Atıkların artması ve çeşitlenmesi neticesi, hava kirliliği, su kirliliği, toprak kirliliği içinde bulunduğumuz yüzyılda da büyük bir problem olmaya devam etmektedir. Endüstriyel faaliyetler, motorlu araçlar, inşa ve onarım gibi faaliyetler neticesi gürültü kirliliği artmaya devam etmektedir.
Fosil yakıtların yoğun kullanılması asit yağmurlarını artırmaktadır. Sera gazlarının artması küresel ısınmayı artırmaktadır.Küresel ısınma neticesi önemli ölçüde iklim değişikliklerine neden olmaktadır.
İklim değişiklikleri neticesi kuraklık ve sel baskınları artmaktadır. Küresel ısınma neticesi deniz seviyesinde önemli yükselmeler görülmektedir Orman yangınları riski artmaktadır.Kanser gibi öldürücü hastalıklarda önemli artışlar olmaktadır.
Ölümle sonuçlanan vakalarda artışlar olmaktadır.Sağlıklı içe suyu problemi artmaktadır.Çevre kirliliği, bilinçsizce avlanma gibi nedenler dolayısıyla biyolojik çeşitlilikte azalma görülmektedir
Çevre Sorunu Olarak hava kirliliği, etkileri ve sonuçları Çevre sorunları; hava, su, toprak ve gürültü kirliliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Yer yüzündeki bütün canlılar hava, su ve toprağı kullanarak hayatlarını sürdürürler. Bu ortamı kirleten en büyük neden ise, insan faaliyetleridir. Nüfusun az olduğu dönemlerde, çevre sorunu diye bir şey söz konusu olmamış, insanlar tarafından kirletilen çevre, doğa tarafından zararsız hale getirilmiştir. Bugün de aynı özellikte olan doğa, aşırı kirlenme karşısında çaresiz kalmıştır. Doğadaki bu aşırı kirlenmeyle birlikte, çevre bilimci ve ekolojik denge kavramı da ön plana çıkmıştır. Latince kökenli olan “Ekoloji” sözcüğü ilk kez alman Ernest HAECKEI tarafından kullanılmış, canlılarla çevre arasındaki ilişkiler anlamındadır. Teknik alanda hızlı değişme ve gelişme anlamına gelen “Sanayi Devrimi” nüfusun artmasına neden olmuş, artan nüfusun kentlerde toplanması ise problemlerin çözümünü zorlaştırmıştır. Sanayi devriminin doğa üzerindeki baskısı, doğayı yıkıcı yaralayıcı olmuştur. Bu dönemde hiçbir engel tanımadan, gelecekteki zararlı sonuçların düşünülmeden doğadan n koparıla bilirse her şey almak, tüketmek felsefesi ülkelere hakim olmuş, su, toprak ve hava kirlenmesi, başta petrol olmak üzere enerji kaynaklarının tüketilmesiyle ortaya çıkmıştır. Çevre sorunları ve çözümleri, ilk kez sanayi ve teknoloji alanında ileri gitmiş ülkeler ele alınmıştır. A.B.D. de çevre ile ilgili kuruluş sayısı 1973 yılında 5.000 den fazla olduğu görülmüştür. Genel olarak, çevre kirliliği dört madde etrafında toplanmıştır.Bunlar; 1-Hava kirliliği 2-Su Kirliliği 3-Toprak Kirliliği 4-Gürültü(ses) kirliliği olarak sınıflandırılmıştır 1972 yılı haziran ayında “Stockholm” da “Dünya çevre sorunları konferansı” düzenlenerek ilk kez uluslar arası çözüm yolları araştırılmıştır. Birleşmiş Milletler in düzelmiş olduğu bu konferansa 100 den fazla ülke katılmıştır. Bir çok tavsiye ve önlemler alınması kabul edilerek ülkelerin bu doğrultuda hareket etmeleri istemiştir. Çevre kirliliğinin bir parçası olan hava kirliliği, atmosfere karışan küçük katı parçacıklar ile sıvı gaz kirleticilerin insan ve diğer canlılara zarar vere bilecek boyutlara ulaşmasıdır. İnsan faaliyetleri sonucu oluşan sanayileşme, kentleşme ile hava kirliliği artmış, şehirlerin problemleri haline gelmiştir. Hava kirliliği havanın bileşenlerindeki değişme ile başlar. Bu kirleticiler, kükürtdioksit, karbon monoksit, amonyak, fibrokarbonlar ile aldehitler gibi maddelerdir. Bir kısmı fotokimyasal reaksiyona girerek zararlı bileşikleri oluştururlar. Hava kirliliği ısınma, saniyeleşme, ulaşım gibi insan faaliyetleri sonucu meydana geldiği gibi doğal olaylar sonucu volkanik gazlar, çiçek tozları gibi nedenlerle de oluşa bilmektedir. Doğanın kirlenmesi, ulasal sınırlarda bitmemekte diğer ülkeleri de etkiliye bilmektedir.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Uzaydaki yıldız topluluklarına galaksi denir.Her yıldız,bizim güneşimiz gibi ışık ve ısı yayıyor;böylece milyarlarca güneşten oluşan galaksiler,dev bir projektör misali tüm uzayı aydınlatıyor.Güneşimizin de içinde bulunduğu spiral şeklindeki galaksimize Samanyolu ismi verilmektedir.Samanyolu galaksisi tüm evrende bir nokta gibi kalır ama,aslında büyük,çok çok büyüktür.Uzunluğu 100.000 ışık yılıdır,genişliği de 30.000 ışık yılı.
Astronomik gözlemlerden elde edilen duyarlı verilerin,ileri düzeydeki matematiksel çözümlerle de desteklenen çok çarpıcı bir sonucu vardır.Samanyolu galaksimiz her saniyede 250km’lik bir hızla kendi ekseni etrafında döner.Galaksimizin merkezi etrafında,uzayda dev bir tekerlek gibi dönüş yapması,hiç beklenmedik bir sonuçtu.Son zamanlarda açıklanan bu harekete “Rotasyon” adı verilmektedir.Bu harekete Güneş sistemi de katılmaktadır.Tabi Dünyamızda aynen katılmaktadır.
Galaksimizin tüm güneşleri,gezegenleri,kuyruklu yıldızları ve dünyaları ile bir tam devir hareketini tam 200 milyon senede tamamlıyordu.Tüm galaktik sistem durmadan dönüyor.
Güneşin galaksi içindeki dönüşü dışında birde kendine özgü bir hareketi vardır.Güneş,Hercules(Herkül) takım yıldızlarının bulunduğu yöne doğru hareket halindedir.Bu hareketin hızı da saniyede 20 km’dir.Tabi ki Dünyamız ve diğer gezegenlerde bu harekete katılmakta ve güneşle beraber tüm sistem uzayda bir yolculuğa çıkmıştır.Bu harekette bize gösteriyor ki;Dünyamız uzayda geçtiği bir yerden bir daha asla geçmiyor.
Güneşin bilimdeki ismiyle “Solar Apex” adı verilen bu hareketinin sonucunda Dünyamız,hem güneş etrafında dönüyor;hem de Güneşle birlikte saniyede 20 kilometrelik hızla hareket ediyor.Güneşin etrafında helezoni bir hareketle kıvrılarak,sarılarak dönüyor.
Evrenimiz 15 milyar yıl yaşındadır ama,Güneşimizin yaşı 5 milyar yıl kadardır.Güneşimiz,Tıpkı diğer yıldızlar gibi,daha çok hidrojen ve helyumdan meydana gelmiş;sıkışan ve yoğunlaşan maddeler birleşip bütünleşerek tabaka tabaka korkunç bir alev topu oluşturmuşlardır.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
PROJENİN AMACI : Proje, fen bilgisi dersinin "ses ve ışık" ünitesinde
yapılmıştır.Projenin yapılma amacı, düz aynanın kullanım yerlerini ve
düz aynada oluşan görüntünün özelliklerini kavratmaktır. Ayrıca
öğrenciler bu proje ile, öğrendikleri soyut bilgileri somut bir araca
dönüştürmüşler ve bilgileri eğlenerek öğrenme fırsatı bulmuşlardır.
PROJE YAPILMADAN ÖNCE : Proje planına başlanmadan önce projenin
kullanım yerleri öğrencilere aktarılmıştır. Öğrencilerin ilgisi bu
alana doğru yönlendirilmiş ve yapılacak projenin işe yarayacak
kullanışlı bir araç olacağı söylenmiştir.
Öğrenciler tarafından proje planı yapıldıktan sonra, araç-gereç
listesi hazırlanmıştır.bu sırada öğrencilerin planları tek tek kontrol
edilip yanlış yapan öğrenciler doğruya yönlendirilmiştir
. PROJE İÇİN GEREKLİ ARAÇ-GEREÇLER VE TEMİNİ:
Proje planlandıktan sonra yapılan araç-gereç listesinde bütün
öğrencilerde olması gereken araç-gereçler şöyle listelenmiştir:
2 Adet mukavva (kırtasiyeciden))
2 Adet 10×15 cm ayna (camcılardan)
Koli bandı, maket bıçağı, cetvel, açı ölçer ve
yapıştırıcı(kırtasiyeciden)
PROJENİN ŞEKLİ VE YAPILIŞI :
Her öğrenci önce, aynanın kısa kenarı ve mukavvanın uzun kenarı
ebatlarında iki adet karton kesti. Bu kartonlar periskopun ön ve
arkasını oluşturdu.aynalar açı ölçer yardımıyla 45°'lik açı ile
yerleştirildikten sonra periskopun yan tarafını kapatmak için cetvel
ile ölçü alındı. Uygun ölçülerde mukavvalar kesilerek koli bandı ile
periskopun ön ve arka parçalarına yapıştırıldı. Aynaların yansıtıcı
yüzeylerine denk gelen mukavva parçalarıda kesilerek çıkartıldı.
PROJENİN KULLANIM YERLERİ :
Proje, denizatlılarda bulunanların yukarıyı görmeleri, sipere yatmış
askerin kafasını kaldırmadan düşmanı seyretmesi, boyumuzun
yetişemediği bir dolabın üzerine bakmak, su altını suya dalmadan
izlemek ve dikiz aynasına bakmadan arkadaki aracı görmek gibi işlerde
kullanılabilir.
PROJE KAZANIMLARI :
Öğrencilerimiz bu projeyi yaparlarken, birbirleri ile fikir alış-
verişinde bulunup yardımlaşırlarken sosyal zeka alanlarını
geliştirdiler. Proje yapımında el ve parmak kasları sıklıkla
kullanıldı böylece öğrencilerin bedensel kinestik zeka alanları
gelişti. Proje yapılırken mukavva boyutlarının hesaplanması ve
aynaların konumlarının belirlenmesi sırasında öğrenciler hem düşünerek
içsel zeka alanlarını hem de hesaplama ve tasarım ile mantıksal-
matematiksel zeka alanlarını geliştirmişlerdir. Projenin üç boyutlu
bir araç olması ve boyanması sayesinde öğrenciler görsel-uzaysal zeka
alanlarını geliştirmişlerdir.
PROJE SORUSU
Projemizde neden aynaları birbirine paralel olacak şekilde
yerleştirdik?
Bir adam bir düz aynanın karşısına geçer ve kendisini tam olarak
görmek isterse satın alacağı aynanın boyutları kaçar cm olmalıdır?
(adamın boyu 1,70-omuzları arası genişlik 80 cm dir.)
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
Periskop Yapımı
1 lt lik 2 meyve suyu paketini ve aşağıda şekle göre birleştirin. Aynaları 1. şekildeki gibi karşıdan görüntü alabilecek açı ile yerleştirin periskopunuz hazır. Meyve kutularını koli bantı ile birleştirebilirsiniz.



Periskop Nedir?
Periskop, deniz ve kara savaşlarında, harekatı kolaylaştırmak maksadıyla kullanılan, emniyetli mesafelerden hedefi görünmeden incelemeye yarayan optik bir alet. Teknisyenler, nükleer araştırmaları da tehlikeli bölgeye yaklaşmadan periskopla gözler. Periskopun en çok kullanıldığı saha denizaltılardır.
Periskopta iki yansıtıcı ayna veya prizma bulunur. Birinci ayna hedeften gelen ışıkları doksan derece kırarak aşağı doğru yansıtır. İkincisiyse bu gelen ışıkları tekrar doksan derece kırarak yatay yönde göze iletir. Periskopun bu özelliği teleskop yapı ile güçlendirilir. Periskop, mercekler yardımı ile hedefi yaklaştırma, büyütme özelliği kazanır.
Periskop, prensip olarak ters ve doğru yerleştirilmiş iki dürbünün bir tüp içine yerleştirilmesinden ibarettir. Ters dürbünde cisimler olduğundan daha küçük görülmesine rağmen görüş açısı çok büyüktür. Ters dürbünle genişletilmiş görüş sahası doğru dürbünle tekrar büyütülüp yaklaştırılarak gözlenir. Bu duruma göre görüntüyü büyütmek için üst (ters) dürbün görüntüsünün küçültülmesi; alt (doğru) dürbün görüntüsünün ise büyütülmesi gerekir. Bu işlemler periskop kafasına monte edilmiş kolların elle döndürülmesiyle yapılır.
Periskopta görüntüye ve kullanıma tesir eden birçok husus vardır. Fiziki olarak periskopun ince ve uzun olması istenir. Periskop boyunu uzatmak için ara mercek düzenleri ilave edilir. Boy uzayıp çap daraldıkça ışık kaybı artar. Görüntü büyütme ve görüş açısı mercek çaplarına bağlıdır.
Periskop, 1915Periskopla yalnız cisimlerin şekli incelenmekle kalmaz, ayrıca hedef, mesafe ve açı göstergeleri ilavesiyle hedefle ilgili daha geniş bilgi de toplanır. Gelişmiş periskoplarda fotoğraf makineleri, ekran görüntüleme, hafıza sistemleri de mevcuttur. Bütün bu parçalar basit bir silindirik tüp boru içerisine monte edilmiştir. Boru çapı küçüldükçe görüş açısı küçülür.
Periskop Birinci Dünya Savaşında kullanılmaya başlanmıştır. Önceleri siperlerden gözükmeden hedefin incelenmesi maksadı ile yapılan periskoplar, daha sonraları tanklara, büyük kara ve gemi toplarına, denizaltılara da monte edilmiştir. Fiber optiğin gelişmesiyle çok ince çaplı ve uzun periskoplar yapılmıştır. Fiber optik periskoplar insan vücudunun çeşitli yerlerine sondaj yapılarak incelenmesini mümkün kılmaktadır.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (2)
Yorum yaz!

Lösemi (söylenişi Fransızca'dan, aslında Yunanca'dan λευχαιμία, λευκό, lefkó - beyaz, ak ve αίμα, ema - kan), kan hücrelerinin özellikle de lökositlerin normalin üzerinde çoğalması ile kendini gösteren bir kanser türüdür. Yüksek sayıdaki olgunlaşmamış ve malign hücrelerin normal ilik hücrelerinin yerini alması ile iliklerde hasar meydana gelir. Böylece kan pıhtılaşmasında rol oynayan plateletler ve savunmada rol oynayan lökositlerin sayısı azalmaya başlar. Bu da lösemi hastalarında zedelenmelerin ve kanamaların yoğun görülmesine, hastaların kolay enfeksiyon kapmasına neden olur. Savunma mekanizması zayıflar. İleri aşamalarda kırmızı kan hücresi eksikliği anemiye, nefes darlığına neden olabilir. Bunun dışında zayıflık ve yorgunluk, ateş, bazı nörolojik semptomlar, dişetlerinde şişkinlik ve kanamalar gibi belirtileri de vardır.
Kan kanserinin hücre tipine göre (myeloit, lenfoit gibi) ve hastalığın süresine göre (müzmin ve had) çeşitleri vardır. Bazı tipler daha hızlı ve kötü bir gidiş gösterir. Çocukluk çağında lösemi tipleri diğer kanser tiplerine göre daha sık görülmektedir.
Kesin nedenleri bilinmemekle birlikte hem genetik hem de çevresel faktörlerin önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Somatik hücrelerdeki DNA'larda meydana gelen mutasyonlar onkogenlerin aktive olması ya da tümör baskılayıcı genlerin inaktive olmasına neden olur. Böylece hücre ölümünün ve bölünmesinin regülasyonu hasara uğrar. Bu hasara genetik sebeplerin dışında, petrokimyasalların, radyasyonun, kanserojen maddelerin ve bazı virüslerin (örn. HIV) neden olduğu düşünülmektedir.
Lösemiler, vücuttaki kan üretim sistemini (lenfatik sistem ve kemik iliği) etkileyen kanserlerdir. Lösemiler akut veya kronik olarak (mikroskoptaki görünüşlerine göre alt gruplara ayrılırlar) ve tümörün yayılım ve gelişim özelliklerine göre sınıflandırılırlar. Genel olarak, akut lösemiler çocuklarda ortaya çıkarken, kronik lösemiler daha çok yetişkinlerde görülme eğilimindedirler.
Belirtiler
İlerleyici bir seyir gösteren hastalığın belirtileri, anormal (habis) hücrelerin, kan yapıcı organlarda normal hücrelerin yapımını engellemesi sonucunda ortaya çıkar. Normal alyuvarların yapımındaki azalma ile kansızlık (anemi); normal akyuvarların yapımındaki azalma neticesinde enfeksiyona yatkınlık, mikrobik hastalıklar ve ateş; kan pıhtılaşmasında rol alan kan pulcuklarının (trombositler) yapımındaki azalma ile çeşitli kanamalar (burun kanaması, diş eti kanamaları, cilt altı kanaması gibi) meydana gelir. Ciltte sık sık çürükler meydana gelir veya kesik oluştuğunda kanama güçlükle durdurulur.
Ayrıca, hastalığın diğer bazı bulguları da habis hücrelerin bazı organları işgal etmesine ve çeşitli kimyevi maddeler salgılamasına bağlanır. Bütün bu hızlı hücre yapım ve yıkımı, kilo kaybı ve terlemeye de yol açar. Hastalarda dalak genellikle büyümüştür ve kenf düğümlerinde de şişlikler tesbit edilir. Karında şişkinlik hissi vardır.
Erken döneme ait belirtiler genelde gözden kaçmaktadır, çünkü bu dönemdeki şikayetler nezle veya diğer sık gözlenen hastalık şikayetlerine benzer.Halsizlik, kemik ve eklemlerde ağrılar, baş ağrıları, deride kızarıklıklar, saç dökülmesi gibi.
Tanı
Öncelikle hastanın şikayetlerinden ve muayene bulgularından şüphelenilmesi gerekir; ve kan testleri ile tanı netleştirilebilir. Daha sonra kemik iliği biyopsisi, özel kan testleri ve genetik testler yapılabilir.
Genel olarak, kronik lösemi, akut lösemiden daha yavaş ilerler. KML hastaları tipik olarak 3-5 yıl boyunca normaldirler daha sonra AML benzeri bir tablo meydana gelir.
Şu an için lösemiden korunmanın kesin bir yöntemi bilinmemektedir. Ancak ileriki yıllarda genetik testler, lösemi gelişme riski yüksek kişileri belirlemede kullanılabilir. O döneme kadar lösemi hastalarının birinci derece akrabaları düzenli oalrak doktorlarına muayene olmalı ve kan testi yaptırmalıdırlar.
Tedavi
Hastalığın tedavisinde, son yıllarda oldukça önemli adımlar atılmışsa da sebepler bilinemediği için sebebe yönelik tedavi yapılamamaktadır. Günümüzde tatbik edilen tedavilerin temel amacı, habis hücreleri ortadan kaldırmaktır. Tedavi şemaları hastalığın tiplerine ve safhalarına göre değişiklik gösterir. Radyasyon (şua) tedavisi; çeşitli kanser ilaçlarının tatbiki; bağışıklama (veya bağışıklık sistemini güçlendirme) tedavisi (immünoterapi), kemik iliği nakli başlıca tedavi şekilleridir. Kemik iliği nakli, kriz (atak) atlatıldığı zamanda kişinin kendi hücrelerinin (ototransplantasyon) veya uygun bir vericinin hücrelerinin (allotransplantasyon) verilmesi ile olabilmektedir. Bu tedavi şekillerine ek olarak birçok yeni metod deneme safhasında olup, müsbet neticeler vermektedir. Hastaların kaybedilmelerinin en önemli sebepleri, aşırı zayıflık, mikrobik hastalıklar, kanama ve işgale bağlı organ yetmezlikleridir.
Tatbik edilen tedavilerle hastalık krizi (atağı) atlatılabilmektedir. Ancak bazan kısa bazan da yıllarca süren aralardan sonra hastalık yeniden ortaya çıkabilmektedir.
Akut lösemilerde evreleme yapılmaz (kanserin ne kadar yayıldığına bakılmaz), ve tedavi hastalığın yaygınlığına göre değişmez. Akut lösemilerin tedavisinde hastanın durumu ve yeni tanı konup konmadığına dikakt edilir.
ALL de tedavi genelde fazlar halinde uygulanır ancak tüm fazlar tüm hastalara uygulanmaz:
Faz 1: başlangıç tedavisi; hastayı remisyon dönemine sokabilmek amacı ile hastanede ilaç uygulanır.
Faz 2: konsolidasyon dönemi; faz 1 deki ilaçlara devam edilir, ancak hastalar hastanede kalmazlar.
Faz 3: profilaksi (koruyucu) dönemi; farklı ilaçlar kullanılır ve radyasyon tedavisi de uygulanabilir. Löseminin beyin ve santral sinir sistemine yayılması önlenmeye çalışılır.
Faz 4: lösemi tedavi edildikten sonra, hasta düzenli olarak kontrole çağırılır ve gerekli testler yapılır.
Tekrar eden lösemi: bazı hastalarda tedaviden sonra lösemi tekrar ortaya çıkabilir. Bu hastalara daha yüksek dozlarda ve farklı grup ilaçlarla tedavi verilir. İlaç tedavisinden sonra 4-5 yıl hastanın hastalıksız dönemde kalması gerekir. bazı hastalarda allojenik kemik iliği nakli yapılabilir.
AML tedavisi genelde AML nin tipine, hastanın yaşına ve genel sağlık durumuna göre yapılır. Genellikle hastaları remisyon (hastalıksız) dönemine sokmak için tedavi uygulanır.
KLL; tanı konduktan hemen sonra kanserin yaygınlığı saptanmalıdır. KLL nin dört dönemi vardır:
Dönem 0: kanda çok sayıda lenfosit vardır. Genel olarak, başka her hangi bir lösemi bulgusu yoktur.
Dönem 1: Lenf düğümlerinde şişlik
Dönem 2: Lenf düğümlerinde, karaciğer ve dalakta büyüme ve şişlik
Dönem 3: Anemi (kansızlık) gelişmiştir
Dönem 4: trombositler (pıhtılaşmayı sağlayan hücreler) çok azalmıştır. lenf düğümleri, dalak ve karaciğer büyümüş olabilir, kansızlık bulunabilir.
KLL tedavisi, hastalığın dönemine, hastanın yaşına ve genel sağlık durumuna göre değişir. Dönem-0 da tedavi gerekmeyebilir ve hasta düzenli olarak kontrol edilir. Dönem-1 ve 2 de ilaç tedavisi farklı şekilllerde uygulanabilir. Belirli hastalar kemik iliği nakli ile tedavi edilirler.
KML için, kemik iliği nakli en yaygın tedividir. Belirli ilaçlar da tedavide kullanılır.
Tüm lösemiler için ortalama 5 yıllık hayatta kalma oranı %42 dir, ancak tiplerine göre farlılık gösterir:
ALL — genel olarak ALL li çocukların %90 ı tamamen iyileşir ve tüm yaşlar için 5 yıllık hayatta kalma oranı %80 dir. Yetişkinlerde durum daha kötüdür, 5 yıllık yaşam oranı %25-35 dir.
AML — uygun tedavi ile AML hastalarının %70-75 inde iyileşme beklenir. İyileşen hastaların bir kısmında hastalık tekrarlayabilir ve bu durum genel tedavi oranını %40-60 a düşürür.
KLL — KLL hastaları için ortalama yaşam süresi 9 yıldır, ancak bu sürenin 35 yıl olduğu hastalar vardır. Dönem 1 ve 2 deki hastaların yaklaşık %70 inde iyileşme dönemleri sağlanabilir.
KML — ortalama sağkalım süresi hastaların yaşına, hastalığın yaygınlığına ve tedaviye göre değişir. 40 yaşın altında, hafif şikayetleri olan hastaların 3 yıl aşama oranları kemik iliği naklinden sonra %50-60 civarındadır. Bununla birlikte, kemik iliği nakli yapılmayan hastaların sadece %15-25 inde 5 yıldan fazla yaşam mümkün olmaktadır. Az sayıdaki hastanın 20 yıl civarında yaşadığı bildirilmiştir.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Atatürkün Hayatı ve Kişiliği
Mehmet Akif Ersoyun Hayatı ve Şiirleri
istiklal Marşının Anlam ve Önemi
istiklal Marşı ve Açıklaması
istanbulun Kurtuluşu
Atatürkün Kişiliği ve Özellikleri
Yaban - Roman Özeti
Çalıkuşu ( çalı kuşu - özet )
Erezyon Nedir?
Cumhuriyet Bayramı ve Şiirler
istiklal Marşının Kabulü
Atomun yapısı ve periyodik cetvel
Kimyasal Bağlar
Bilgisayarın Tarihçesi (Resimli)
Kütle - Hacim - Özkütle
Açılar ve üçgenler
Makale Nedir ve Nasıl Yazılır ?
Bilgisayarın Tarihçesi
Atatürk ilke ve inkilapları
Bilgisayar Kullanım Alanları ve Türleri
Atatürkün askeri ve siyasi hayatı , Eserleri - şiirleri
Doğal Sayılar
Cumhuriyetin ilanı ve Atatürk ilkeleri
istiklal marşı anlam ve önemi
Geometrik şekiller ve kavramlar
Atatürk ve bilim
Marmara Bölgesi ve Özellikleri
Harfli ifadeler ve Çarpanlara Ayırma
Doğal Sayılar - Tam Sayılar
Birinci dereceden bir bilinmeyenli denklemler
Elementler ve Bileşikler
Üslü Sayılar
Boşaltım sistemi
Türkiyenin Coğrafi Bölgeleri
Atomun Yapısı
Sabun Nasıl Yapılır
Atom nedir ?
Atatürk ve Cumhuriyet Bayramı
Reşat Nuri Güntekinin eserleri
Sanayi inkilabı
Atatürk ve Sanat
Dünyanın Hareketleri ve Sonuçları
Edebi Metinler
Atatürkün Gençliğe Hitabesi - Yorum ve Anlamı
Türkiyenin Akarsuları ve Gölleri
Simetri
Atatürkün spor politikası
Kitle iletişim araçları
Dünyanın Katmanları
Asitler ve Bazlar
Doğal Sayılar Tam Sayılar Rasyonel Sayılar
Basketbol Kuralları
Canlılarda üreme
Tam Sayı Problemleri ve EBOB EKOK
Mitoz Bölünme
Atatürk Nutuk (özet)
Beyaz Gemi - Cengiz Aytmatov
Türkiyede nüfus artışının nedenleri ve sonuçları
Akdeniz bölgesi, tarihi ve turistik yerleri
Türkiyede iç ve dış göçler
Doğal kaynakların bilinçsizce tüketilmesi
Türkiyede Akarsular
Göktürk Kitabeleri
Basit makinalar
Yaban Romanı Özeti
Genel Kapak - 1
Dünyanın Oluşumu ve Yapısı
Öğretmenler günü ve öğretmen şiirleri
Cumhuriyet Bayramı ve Atatürk
Canlıların Ortak Özellikleri
Açılar
Hz. Muhammedin Hayatı
Karacaoğlan'ın hayatı, yaşamı ve şiirleri
Maddelerin ayırtedici özellikleri ve sınıflandırılması
Fransız ihtilali
Dünyanın Şekli ve Hareketleri - Öss Soru ve Cevaplar
24 kasım öğretmenler günü
Hz. Muhammedin Hayatı
Ege Bölgesi Tarihi Yerleri
Akarsular ve Göller
Hücre ve Organeller
Türkiyenin iklim tipleri
Ege Bölgesi Turistik Yerleri
Hücre Organelleri Yapı ve Görevleri ( Resimli )
Coğrafi keşifler ve nedenleri
Doğal Sayıları ve Doğal Sayıların Özelliklerini Kavrama
Türk Dilinin Tarihi Gelişimi
Sefiller - Victor Hugo ( Özet )
Çalıkuşu
Biyoloji Kapak - 01
Beş Hececiler
Sözcükte anlam
JOHN DALTON (1766-1844)
Elektrik Devresi
Hücrenin yapısı ve görevleri - Plan
Dil Nedir ve Türk Dilinin Evrimi
Karacaoğlanın hayatı
Afiş nedir ?
Araba sevdası
Goriot Baba özeti
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
1-) NHз→ Azot(N),Hidrojen(H)
Amonyak bileşiği,azot ve hidrojen atomlarının kovalent bağ yapması sonucu oluşur.
SO2→Kükürt(S),Oksijen(O)
Kükürt dioksit, kükürt ve oksijenin birleşiminden oluşan bir bileşiktir, SO2 olarak gösterilir.Kükürt ve oksijen elementleri kovalent bağ yaparak bileşik oluştururlar.
LiF→Lityum(Li),Flor(F)
Lityum ve flor'un elektron dizilimi. Lityum'un dış yörüngesinde elektron bulunur ve iyonizasyon enerjisi düşük olduğu için bu elektron oldukça gevşekçe tutunmaktadır. Flor'un dış yörüngesinde ise 7 elektron vardır. Bir elektron lityum'dan flor'a doğru hareket ettiğinde her bir iyon, soy gaz dizilimi haline dönüşür. İki zıt yüklü iyonun elektrostatik çekiminden kaynaklanan bağlanma enerjisi yeterli negatif değerde olup bağlanmış durum toplam enerjisi, bağlanmamış durumdakinden daha düşüktür.Böylece lityum ve flor elementleri bileşik oluştururken iyonik bağ yaparlar.
2-) AZOT:
Azot, periyodik cetvelde N simgesi ile gösterilen bir element olup atom numarası 7 dir. Renksiz, kokusuz, tatsız ve inert bir gazdır. Azot, dünya atmosferinin %78'ini oluşturur ve tüm canlı dokularda bulunur. Azot ayrıca, amino asit, amonyak, nitrik asit, ve siyanür gibi önemli bileşikler de oluşturur.
Önemli özellikleri
Azot bir ametal olup elektro-negatiflik değeri 3,04 tür. Dış yörüngesinde beş elektron bulunur ve dolayısıyla pek çok bileşiğinde 3 değerlidir. Saf azot, oda sıcaklığında renksiz ve reaktif olmayan bir gazdır. Dünya atmosferinin %78.08'ini oluşturur. 77 K de yoğunlaşır ve 63 k de donar. Sıvı azot iyi bilinen bir dondurucudur.
Tarihçesi
Azot adının İngilizcesi olan Nitrogen sözcüğü, (Latince nitrum, Yunanca ("doğal soda", "genler", "şekillenmek" anlamında olan) Nitron dan gelmektedir. Daniel Rutherford 1772'de azotu keşfettiğinde onu zararlı hava veya sabit hava olarak adlandırmıştır. Havanın belli bir oranının yanma olayında yer almadığı, 18. yüzyıl kimyacıları tarafından iyi bilinmekteydi. Azot, yaklaşık aynı tarihlerde Carl Wilhelm Scheele, Henry Cavendish, ve Joseph Priestley tarafından da araştırılmaktaydı. Antoine Lavoisier de azotu, Yunanca αζωτος "cansız" anlamına gelen azote olarak adlandırmıştı. Bu sözcük Fransızcada kullanılır oldu ve sonraları pekçok dile girdi.
Azot bileşikleri orta çağlarda biliniyordu. Simyacılar nitrik asidi aqua fortis olarak biliyorlardı. Altını çözebilen karışım olması dolayısıyla, nitrik asit ve hidroklorik asit karışımı; aqua regia (kral suyu) olarak biliniyordu. Azot bileşiklerinin ilk endüstriyel ve zirai kullanımı; güherçile (sodyum veya potasyum nitrat) ve kısmen de barut yapımı şeklinde oldu. Daha sonraları da gübre ve kimyasal hammadde olarak kullanıldı.
Bulunuşu
Azot endüstriyel anlamda, sıvı havanın kısmi destilasyonu ile ya da gaz halindeki havadan mekanik olarak (basınçlı ters osmos yöntemi) elde edilir. Azot, hayvan dışkılarının, üre ve ürik asit halinde büyük kısmını oluşturur. Moleküler azot, büyük oranda Satürn'ün Ay'ı Titan'ın atmosferinde bulunur. Ayrıca, yıldızlar arası uzayda da varlığı David Knauth ve arkadaşlarının yaptığı çalışmalarla saptanmıştır.
Kullanım alanları
Azot bileşikleri
Moleküler azot, atmosferde reaktif değildir fakat doğada, canlı organizmalar (bakteriler) tarafından biyolojik ve endüstriyel anlamda faydalı bileşiklere dönüştürülür. Endüstriyel anlamda azot ve doğal gaz, Haber prosesi ile amonyağa dönüştürülür. Amonyak da ya gübre olarak, ya da patlayıcılar gibi başka maddelerin üretiminde (Ostwald prosesi ile nitrik asit üretimi) başlangıç maddesi olarak kullanılır.
Azot tuzları içinde en önemlilerinden biri potasyum nitrat (veya saltpeter: güherçile) olup tarih boyunca barut yapımında kullanılmıştır. Diğer bir tuz da amonyum nitratdır ve gübre olarak kullanılır. Diğer azotlu organik bileşikler nitrogliserin ve trinitrotoluen olup patlayıcı yapımında kullanılırlar. Nitrik asit sıvı yakıtlı füzelerde oksitleyici olarak kullanılır. Hidrazin ve türevleri füze yakıtlarında kullanılır.
Moleküler azot (gaz ve sıvı)
Azot gazı, sıvı azotun ısınarak buharlaşmaya bırakılmasıyla kolayca elde edilebilir. Çok geniş kullanım alanları olup, oksidasyonun istenmediği ortamlarda hava yerine kullanılabilir:
-
paketlenmiş gıdaların tazeliğini korumak için,
-
güvenlik amacıyla sıvı patlayıcıların üzerini örtmek için,
-
-
paslanmaz çelik üretiminde,
-
inert, nemsiz ve oksitleyici olmayan özelliklerinden dolayı otomobil ve uçak tekerleklerinin dolumunda.
Sıvı azot endüstriyel anlamda ve büyük miktarlarda sıvılaştırılmış havadan destilasyon yoluyla üretilir ve LN2 şeklinde tanımlanırsa da doğru yazılış şekli N2(l) dir. Dondurucu bir sıvı olup canlı dokuyla temas etmesi halinde ani donmaya neden olur. Ortam sıcaklığından uygun şekilde izole edilmesi durumunda, basınç uygulaması gerektirmeyen bir azot gazı kaynağı oluşturur. Suyun donma noktasının çok altındaki sıcaklıklarda kalabilme özelliği (77 K, -196°C veya -320°F), sıvı azotun çok değişik alanlarda kullanımını mümkün kılar:
-
gıda ürünlerinin daldırılarak dondurulması ve taşınımı,
-
-
bilim eğitimindeki görsel deneylerde,
-
-
-
Eldesi
Azot, sodyum azidin (NaN3) ve amonyum dikromatın bozunması ile saf olarak elde edilebilir:
NaN3 → 2Na + 3N2 (300°C)
(NH4)2Cr2O7 → N2 + Cr2O3 + 4H2O
Azot eldesinde kullanılan bir diğer yöntem ise, amonyağın kireç kaymağı ile reaksiyonudur:
2NH3 + 3Ca(OCl) → 3CaCl3 + N2 +3H2O
Önlemler
Nitratlı gübreler ekili arazilerin sulama sularıyla sürüklenerek akarsulara ve yeraltı sularına karışması büyük çevre kirliliklerine sebep olmaktadır. Siyano (-CN) içeren bileşikler aşırı derecede zehirli tuzlar oluşturur ve tüm memeli canlılar için öldürücüdür
HİDROJEN
Hidrojen, (Yunanca ὑδρογόνο= su yapan kelimesinden gelir) sembolü H olan 1 atom küle sayılı elementtir. Standart sıcaklık ve basınç altında renksiz, kokusuz, metalik olmayan, tatsız, oldukça yanıcı bir biatomik gazdır (H2). Atomik kütlesi 1.00794 g/mol ile hidrojen en hafif elementtir. Hidrojen, evrenin %75'ni oluşturan, en çok bulunan elementtir. Ana hatta bulunan yıldızların çoğunluğu plazma halinde olan hidrojenden oluşur. Elementel hidrojen dünyada az bulunur. Endüstride hidrojen methan gibi hidrokarbonlardan üretilebildiği gibi, pahalı olsa da suyun elektrolizinden de üretilebilir. Hidrojenin en yaygın doğal izotopu protium (1 proton, 0 nötron) olarak bilinir. Hidrojen pek çok elementle bileşik verebilir, suda ve pek çok organik molekülde bulunur. Su çözünür moleküller arasındaki asit-baz reaksiyonlarında önemli rol oynar. Schrödinger denkleminin analitik olarak çözülebildiği tek nötral molekül olduğu için, hidrojen atomunun enerji basamakları ve bağ özellikleri kuantum mekaniğinin gelişmesinde önemli rol oynamıştır.
İsim
Hidrojen, Latice: 'hydrogenium', eski yunanca ὕδωρ (hydor): "su" and (gen): "oluşturmak". Eski yunanca γείνομαι (geinomai): "yol açmak") Hidrojen kelimesinin pek çok anlamı vardır;
Hidrojenin elementel halleriyle kimyasal bileşiklerdeki hali birbirine karıştırmamalıdır.
Hidrojenin Tarihi
Hidrojenin Keşfi
Hidrojen gazı sentetik olarak ilk defa T. Von Hohenheim (ayrıca Paracelsus, 1493 - 1521, olarak da bilinir) tarafından güçlü asitlerle metallari karıştırarak elde etmiştir. Bu kimyasal reaksiyon sonucu elde edilen bu yanıcı gazın yeni bir element olduğunun farkına varamamıştır. 1671 yılında hidrojen Robert Boyle tarafından demir çubuk ve seyreltik asid çözeltilerinin reaksiyonu sonucu üretilerek yeniden keşfedilmiştir. 1766 yılında Henry Cavendish metal asid reaksiyonuyla elde edilen, havada yanan, yandığı zaman su açığa çıkaran hidrojenin ayrı bir element olduğunun farkına varmıştır. Cavendish'in hidrojenle tanışması civa ve asitlerle yaptığı deneyler zamanında olmuştur. Başlangıçta hidrojenin civayı oluşturan birimlerden olduğunu, civanın asitle reaksiyonundan ortaya çıktığını düşünmüş, buna rağmen hidrojenin pek çok önemli özelliğini gerçekci şekilde tasvir edebilmiştir. 1783'te Antoine Lavoiser Laplace ile Cavendish'in bulduklarını tekrarlarken, yandığı zaman su üreten bu gaza hidrojen adını vermiştir. Hidrojenin ilk kullanım yerlerinden biri balonlar ve daha sonraları zeplinlerdir. Bu amaçlar için hidrojen metalik demir ve sülfürik asidin reaksiyona girmesiyle elde edilmiştir. Hidrojen Hindenburg adlı, havada yanarak yok olan zeplinde kullanılmıştır. Balonlarda daha sonraları oldukça patlayıcı olan hidrojenin yerine inert Helyum kullanılmıştır.
Kuantum Teorisinin Gelişmesindeki Yeri
1 proton ve 1 elektrondan oluşan hidrojen atomu, basit atomik yapısı, ışık emilim ve yayma spekturumu sayesinde atomik yapının geliştirilmesinde önemli rol oynamıştır. Hidrojen molekülünün ve ona karşılık gelen H2+ katyonu basit yapısı kimyasal bağların doğası hakkında önemli bilgiler vermiş, bunu 1920'li yıllların ortalarında hidrojen atomunun kuantum mekaniği uygulaması izlemiştir.
Evrende Hidrojen
Resim:Triall.jpg
NGC 604, Triangulum Galaksisindeki Devin ion hidrojen kısmı
Hidrojen evrenin kütlece %75'ini, atom sayıca %90'nı oluşturur ve bu oranlarıyla evrende en çok bulunan elementtir. Bu element yıldızlarda, dev gaz gezegenlerinde büyük miktarda bulunur. Moleküler hidrojen bulutları yıldızların oluşumuyla bağlantılıdır. Hidrojen yıldızların proton-proton nükleer füzyon reaksiyonuyla enerji üretmesinde önemli rol oynar.
Evrende hidrojen atomik ya da plazma halinde bulunur. Plasma hali atomik halinden oldukça farklıdır. Bu halde hidrojen elektronu ve protonu bağlı değildir ve bu oldukça yüksek elektrik iletkenliği ve ışık yayılımına (güneş ve diğer yıldızlar ışık yayar) sahiptir. Yüklü partiküller elektrik ve manyetik alanlarda oldukça etkilenirler. Mesala, güneş rüzgarında dünyanın magnetospheri ile etkileşerek Birkeland akımları ve auroraya yol açarlar. Uzayda hidrojen nötral atomik halde bulunur.
Normal şartlar altında hidrojen biatomik gaz (H2) halinde bulunur. Hafif ağırlığı nedeniyle diğer daha ağır gazlara göre yerçekimi kuvvetinden kolayca kurtulur. Bu nedenle dünya atmosferinde hidrojen gazı oranı oldukça düşüktür (hacimce 1 ppm). Hidrojen atomu ve H2 molekülü uzayda bolca bulunduğu halde dünya da bunların üretimi ve saflaştırılması oldukça güçtür. Bütün bunlara rağmen hidrojen dünyada en çok bulunan üçüncü elementtir. Dünyadaki hidrojen su, hidrokarbonlar gibi kimyasal bileşiklerin içinde bulunur. Hidrojen gazı bazı bakteri ve algae tarafından üretilir. Günümüzde methan gazı önemi artan bir hidrojen kaynağıdır.
Hidrojen Atomu
Izotopları
Protium, hidrojenin en yaygın izotopu
Hidrojenin doğada üç izotopu vardır. Bunlar 1H, 2H, and 3H. Oldukça kararsız diğer izotoplar (4H - 7H) laboratuar koşullarında sentezlenmiştir.
-
1H %99.98 ile hidrojenin doğada en çok bulunan izotopudur. Bu izotop çekirdeğinde yanlızca bir proton içerdiğinden protium denilmiştir.
-
2H `hidrojenin diğer kararlı izotopudur. Deuterium olarak da bilinir. Çekirdeğinde 1 proton ve 1 nötron içerir. Deuterium dünyadaki hidrojenin %0.0184'nü oluşturur. Radyoaktif değildir ve belirgin bir kirliliğe yol açmaz. Suyun içinde hidrojen yerine deuterium bakımından zenginleştirilmiş suya ağır su denir. Deuterium ve bileşikleri kimyasal reaksiyonlarda radyoaktif olmayan etiketlemelerde ve 1H-NMR da çözücü olarak kullanılır. Ağır su nükleer reaktörlerde nötron kontrolü ve soğutucu olarak kullanılır. Deuterium ayrıca ticari çekirdek füzyonda olası yakıttır.
-
3H ayrıca tritium olarak da bilinir. Çekirdeğinde 2 nötron ve 1 proton içerir. Radyoaktiftir ve 12.32 yıl yarı hayatıyla beta bozunmasıyla Helyum-3 e dönüşür. Az miktarda trityum cosmik ışınların atmosferik gazlarla etkileşmesi sonucu ortaya çıkar. Ayrıca nükleer silah testlerinde de havaya salınır. Tritium kimya da ve biolojide radyoetiketleme deneylerinde kullanılır.
KÜKÜRT
Kükürt, limon sarısında ametal, yalın katı cisimdir (simgesi S olan kimyasal bir elementtir). Kükürt doğada yaygın olarak bulunan bir elementtir (yer kürenin % 0,06'sını oluşturur). Özellikle en önemli kükürt yataklarının yer aldığı Sicilya, Louisiana ve Japonya'da eski volkanların yakınında, alçı taşı ya da kireç taşı katmanları arasında doğal halde bulunur. Çoğunlukla metallerle birleşmiş olarak görülür;demir, bakır, kurşun, ve çinko sülfürler, bu metallerin en önemli cevherleridir kalsiyum sülfatı ya da başka deyişle alçıtaşını saymak gerekir.
Doğada çeşitli bileşikler halinde bulunan kükürt dahilen hafif laksatif olarak kullanılır. Dıştan sürüldüğü zaman (losyonlar, merhemler) asalakları öldürücü seboreyi giderici ve keratin eritici nitelikler gösterir. Pek çok maddelerin moleküllerinde bir ya da birçok kükürt atomu bulunur. Kükürdün varlığı bu maddelere sülfamit örneğinde olduğu gibi bakteri öldürücü özellikler kazandırır.
Kükürt gidermek bir maddeyi bileşiminde bulunan kükürtten ya da bir sülfürden arındırmak (dökme demirde bulunan kükürt kireç ferromanganez ya da sodyum karbonat katılarak giderilir). Kükürt sütü bir asidin hiposültid üzerine etkimesi sonunda oluşan kolodal kükürt asıltısıdır. Çubuk kükürt, silindir biçiminde dökülmüş kükürttür.
Hidrojenle kükürt giderme bir benzinin bir mazotun kükürdünü bir katalizör eşliğinde gidermek için hidrojen kullanan arıtma yöntemidir. Kükürt taşı aşırı derecede kükürtlenmiş şaraplarda duyulan hoşa gitmeyen taddır.
Kükürt, antikçağda bilinen dokuz yalın cisimden biriydi. Kükürdün kimyasal bir element olduğu 1777'de Lavoisier'dan ortaya attı. 1810'a doğru Gay Lussac ile Thenard tarafından deneysel olarak doğrulandı. Kükürt tatsız, kokusuz bir katıdır, ısı ve elektriği iyi iletmez. Sıcak suya bir parça kükürt atıldığında hafif çatırtılar çıkar ısıtıldığında 113° dereceye doğru eriyerek açık sarı bir sıvı verir, bu sıvı daha yüksek sıcaklıkta ağdalı bir kıvama erişerek esmerleşir. 220° dereceye doğru kararır ve akışkanlığını yitirir. Daha sonra akışkanlığını yeniden kazanmasına karşın rengini korur ve 446,6° derecede kaynar buharının yoğunluğu sıcaklığa göre değişir. Kükürt molekülündeki atom sayısının değiştiğini de gösterir. Suda çözünmemesine karşın benzende hafifçe çözünür ama en önemli çözücüsü karbon sülfürdür.
Kükürt kimyasal olarak oksijenle birçok benzerlik gösterir ve bileşmelerde oksijenin yerine geçer. Ama daha az elektronegatifdir; Metaller, oksijenle olduğu gibi kükürt buharında yanarak sülfürleri meydana getirir. Nitekim demir talaşı ve kükürt çiçeği hafifçe ısıtıldığında akkor hale gelerek yapay demir sülfürüne dönüşür. Kükürt oksijen ve halojenlere karşı elektropozitiftir.
Kullanım alanları
Kükürdün birçok kullanım alanı vardır. Ham kükürdün büyük bölümü, kükürt dioksit gazı, sülfürik asit, karbon sülfür, tiyosülfat vb. üretiminde kullanılır. Arı kükürt, kara barut ve havai fişeklerin bileşimine girer. Kükürtten ayrıca kibrit yapımında, kauçuğun kükürtlenmesinde, ebonit üretiminde yararlanılır. Bu aralarda bağlarda görülen külleme hastalığına karşı yapılan kükürtleme ile deri hastalıklarının tedavisinde kullanılan pomat ve şampuanların hazırlanmasında kükürtten yararlanıldığını özellikle belirtmek gerekir. Kükürt dioksit, amfizemin ve süreğen bronşitlerin oluşumunda önemli rol oynar, çocuklarda solunum hastalıklarının sayısını artırır. Bitkilerde oldukça kısa süreli temaslarda yaprak nekrozlarına neden olur. Daha düşük yoğunlukta, ama daha uzun süreli temaslarda metabolizma etkinliğinde azalma yapar.
Kükürt, hem dahilen hem de haricen kullanılan bir halk ilacıdır. Uyuz ve egzamada mangal külüyle karıştırılan kükürt, zeytin yağıyla pomat yapılarak hasta bölgeye sürülür. Alerjiye karşı toz kükürt, leblebi unu ya da balla karıştırılarak hastaya yedirilir. Yanıklarda bir miktar kükürt kireçle karıştırılıp pomat haline getirilerek deriye sürülür. Kulak hastalıklarını sağaltmak için, çocuk düşürmek içinde kullanılır. Anadolu'nun bazı yörelerinde hayvan uyuzunda ve hayvanların mide bağırsak parazitlerini düşürmek üzerede dahilen kükürt kullanılır.
Kükürt yatakları
Kükürt, doğada bol bulunan bir elementtir; taş kürenin %0,06'sını oluşturur. Özellikle en önemli kükürt yataklarının yer aldığı Sicilya, Luisiana ve Japonya'da eski volkanların yakınlarında, alçı taşı, kireç taşı katmanları arasında doğal halde bulunur.
OKSİJEN
Oksijen ilk defa 1774 Joseph Priestly tarafından cıva oksidinin ısıtılması ile elde edildi. 1781 yılında Lavoisier, oksijenin havada bulunan ve yanmaya etki eden bir madde olduğunu bildirdi. Bu maddeye asid yapısı anlamına gelen oksijen ismi verildi. Çünkü Lavoisier, bütün asitlerin oksijen ihtiva ettiğini sanıyordu.ne kadar yararlı bi element lduğunu biliyormuydunuz.
Oksijen canlıların yaşamı için kaçınılmaz bir gazdır. Solunum için gerekli olup organik maddelerin oksidasyonunda, kömür, gaz, odun gibi maddelerin yanmasında yoğun şekilde tüketilir. Atmosferde %21 oranında oksijen bulunmaktadır. Oksijenin kaynağını fotosentez sonucunda ortaya çıkan serbest oksijen oluşturur. Denizlerdeki fitoplanktonlar ile karadaki bitkiler, atmosfere oksijen verir. Fotosentez sırasında üreticiler su ve karbondioksidi kullanarak güneş enerjisinin ve klorofil pigmentinin de yardımıyla karbonhidratları sentezler. Bu sırada atmosfere oksijen verirler.
Bulunuşu
Atmosferde, hacim olarak %21, ağırlıkça %23,2 oksijen ihtiva eder. Su, ağırlıkça %88,8 oksijen bulundurur. Yer kabuğunun ise %50'sini teşkil eder.Oksijen, serbest halde, havada, suda, çözünmüş olarak ve toprak içinde en çok nitrat, fosfat ve karbonat halinde yer kabuğunun içerisinde bulunmaktadır.